A- Bal
1.
Balın Tanımı
Bal, Türk Gıda Kodeksi 2000/39 sayılı Bal Tebliğinde
"Bal; bal arılarının çiçek nektarlarını, bitkilerin veya bitkiler üzerinde
yaşayan bazı canlıların salgılarını topladıktan sonra, kendine özgü maddelerle
karıştırarak değişikliğe uğratıp, bal peteklerine depoladıkları tatlı
madde" olarak tanımlanmıştır. Tanımından da anlaşılacağı üzere bal saf ve
doğal olmalı, hiçbir katkı maddesi veya kalıntı içermemelidir.
Polen
Süzme bal
Petekli bal
Bal
mumu
Propolis
Arı sütü
2. Balın Sınıflandırılması
Balın
sınıflandırılması üretim ve pazarlama şekline ya da kaynağına göre
yapılmaktadır. Üretim ve pazarlama şekline göre bal; süzme ve petekli, elde
edildiği kaynağa göre ise çiçek ve salgı balı olarak sınıflandırılabilir.
Petekli
bal
Çiçek
balı;
genellikle bitkilerin çiçeklerinde bazen de kiraz, bakla, pamuk, ve şeftali gibi bitkilerin yaprak sapı ve
gövdelerinde bulunan nektar bezlerince salgılanan nektarın arılar tarafından
toplanması ile oluşturulan baldır.
Süzme bal
Salgı
balı; çam, meşe, kayın ve ladin gibi orman ağaçları üzerinde yaşayan böceklerin
salgıladığı tatlı salgıların arılar tarafından toplanması ile oluşturulan
baldır. Ülkemiz için en önemli salgı balı çam balıdır.
3. Balın Bileşimi
Balın
bileşimi, üretimin yapıldığı yöredeki bitki türlerine ve üretimin yapıldığı
zamana göre değişmektedir. Ancak genel ortalama olarak balın %80'i değişik
şekerlerden %17'si sudan meydana gelir. Geri kalan %3'lük kısım başta enzimler
olmak üzere, balı bal yapan ve balı değerli kılan maddelerden oluşur.
4. Balın Bileşimini Oluşturan Maddeler
Su
Baldaki su miktarı balın olgunlaşma
durumuna bağlı olarak farklılık gösterir. Normal olarak olgunlaşmış ballar %17
dolayında su içerirler. Baldaki su oranının yüksek olması balın daha kolay
bozulmasına neden olur. Bu nedenle süzme bal, tamamen veya en azından yarısı
sırlanmış peteklerden elde edilmelidir.
Karbonhidratlar
Bal, kaynağına ve bal özünü bala çeviren
arıların salgı bezlerinin salgıladıkları enzimlerin aktivitelerine bağlı olarak
yaklaşık 15 çeşit şeker içerir. Ancak, şekerler içersinde büyük çoğunluğu
früktoz (levüloz) ve glikoz (dekstroz) oluşturur. Balda toplam şeker oranı % 80
dolayındadır.
Mineral
Maddeler
Balda; demir, bakır, potasyum,
kalsiyum, magnezyum, fosfor, silisyum, alüminyum, krom, nikel ve kobalt gibi
değerli mineral maddeler vardır. Salgı balları mineral maddelerce daha
zengindir. Bu özelliğinden dolayı tedavi amaçlı da kullanılırlar ve kristalize
olmadıkları için bazı tüketiciler tarafından tercih edilirler.
Proteinler
Balın kaynağına bağlı olarak,
proteinlerin yapı taşları olan aminoasitler ballarda oldukça düşük düzeylerde
bulunurlar. Balda 17 adet farklı aminoasit tespit edilmiştir.
Asitler
Asitler, bala kendine has kokuyu
veren maddeler olup balın asidik yapıda olmasını sağlarlar. Balın pH değeri
değişik şartlar altında 3.4 ile 6.1 arasında değişmekle birlikte ortalama
olarak 3.9'dur.
Enzimler
Balda, bir kısmı bitkilerden bir
kısmı da arının salgı bezlerinden gelen değişik enzimler bulunur. Enzimler
balın en değerli maddeleridir. Doğal ve ısıtılmamış ballarda enzim miktarı
oldukça yüksek olup bu tür ballar kaliteli ve çok değerlidir. Bal ısıtıldığı
oranda enzim değerinde kayıplar olur.
Vitaminler
Bal, kaynağına ve içerisindeki
polenlerin miktar ve çeşidine bağlı olarak
B, C, E ve K vitaminleri içerir.
5. Balın Fiziksel Özellikleri
a)
Renk Özelliği
Balın rengi, elde edildiği kaynağına
bağlı olarak su renginden siyaha kadar büyük bir varyasyon gösterir. Ayrıca,
balın ısıtılması ve uzun süre açıkta tutulması balın rengini değiştirmektedir.
b)
Viskozite
Balın bünyesi ya da akıcılığa karşı
koyma özelliği de denilen viskozite, bal içinde mevcut su oranı ile yakından
ilgilidir. Balı ısıtarak viskozitesini azaltmak mümkündür.
c)
Işığı Döndürme
Balın polarize ışığı sağa ve sola
döndürmesi, balın kaynaklarına göre farklılık gösterir. Nektar balları ışığı
sola, salgı balları ise sağa döndürmektedir. Sakkaroz denen çay şekeri de ışığı
sağa döndürür. Bu özellik sahte balların tanınmasına yardımcı olur.
6. Balın Kimyasal Özellikleri
a)
Balın Tadı ve Kokusu
Bal, elde edildiği kaynağa bağlı
olarak kendine has tat ve kokuya sahiptir. Bu itibarla ısıtma, işleme, depolama
gibi işlemlerde balın kendine özgü tat ve kokusunu değiştirecek yanlış
uygulamalardan kaçınmak gerekir.
b)
Balın Şekerlenmesi
Bazı tanım ve hükümleri "Bal
standardı" bölümünde verilen 2000/39 sayılı "Bal Tebliği"nde
kristalize bal "kristalizasyon
metotlarının herhangi birine tabi tutularak veya balın kristalleşmesi için
herhangi bir işleme tabi tutulmaksızın tamamen veya kısmen şekerleşmiş, krema
ve fondan kıvamdaki bal" şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi balın
şekerlenmesi bozulma olmayıp balın elde edildiği bitkisel kaynağa göre
oluşabilen doğal bir olaydır. Ancak tüketicilerin çoğu kristalize olan balı
bilgisizlik sonucu hileli bal olarak düşünürler. Bu yanılgı, ülkemizde
özellikle süzme bal pazarlamasında sıkıntılara yol açmaktadır. Gerçek olan, pek
çok doğal ve kaliteli balın çok çabuk hatta süzme aşamasından hemen sonra bile
şekerlenmeye başlayabileceğidir.
Balın
şekerlenip şekerlenmemesi üzerine; balın su, glikoz ve früktoz oranları, balın
depolanma sıcaklığı, depolama sıcaklığının dalgalanması ve balda bulunan polen
gibi katı partiküllerin miktarı etkili olmaktadır. Balın früktoz oranı düşerken
glikoz oranının artması şekerlenmeyi destekler. Ancak, son yapılan çalışmalarda
balın şekerlenme eğiliminin belirlenmesinde daha çok glikoz/su oranı üzerinde durulmaktadır.
Buna göre, glikoz/su oranı 1.7'den daha düşük balların şekerlenmediği, bu
oranın 2.1'den daha yüksek olan balların ise kısa sürede şekerlendiği
bildirilmektedir.
Özellikle
tüketicilerin bilgilendirilmesi yönünden tekrar etmek gerekirse, balın
şekerlenmesi tamamen doğal bir olaydır ve balın kalitesini etkilemez. Batı
ülkelerinde kristalize olmuş hatta özel yöntemlerle kristalleştirilip krem
haline getirilmiş ballar zevkle tüketilirken ülkemizde bu tür ballara şüphe ile
bakılması büyük bir yanılgı olup doğal ve kaliteli bala yapılabilecek en büyük
haksızlıktır.
Balın
kristalleşmesini önlemek için bazı yöntemler önerilse de çoğu ya yasal değildir
ya da pratik uygulamadan uzaktır. Uygulanabilecek en basit yöntem balın önce oC'da
5 hafta bekletilmesi sonra da 14 oC’da saklanmasıdır. Tüketiciler,
istediklerinde kristalize olan balı sıvı hale getirmek için bal kabını,
sıcaklığı 38 oC geçmeyen ılık su içinde tutabilirler.
Ayçiçeği,
yonca, kavun, karahindiba, pamuk balları çok çabuk şekerlenirken akasya,
hardal, orman gülü ve salgı balları geç şekerlenir. Adaçayı balı yıllarca
şekerlenmeden kalabilir.
c)
Balın Fermantasyonu
Balın içindeki şekerlere dayanıklı
mayalar, özellikle su oranı yüksek balların fermantasyonuna (ekşimesine) neden
olur. Sırlanmış ve olgunlaşmış balların su oranı daha az olduğu için ekşimesi
zordur. Bu yüzden ballar olgunlaşmadan hasat edilmemelidir. Balın ekşimesini
önlemek veya geciktirmek için bal, belli sıcaklıklarda, belli sürede ısıtılıp
pastörize edilebilir. Ancak her ısısal işlem balın kalitesini ve değerini
olumsuz yönde etkiler.
d)
Balın Antibakteriyel Özelliği
Bal, antibakteriyel bir özelliğe
sahip olduğundan içersinde mikroorganizma yaşayamaz ve çoğalamaz. Son yıllarda
bütün dünyada hızla gelişen arı ürünleri ile tedavi olarak adlandırılan
“apiterapi”de arı zehiri, propolis, arı sütü ve polen yanında bal da
kullanılmaktadır. Arı ürünlerinin tümünün genel sağlık ve vücut direncini
koruması yanında tedavi edici özellikleri de vardır. Balın antibakteriyel özelliği;
asidik yapıda oluşuna, büyük oranda kuru madde (şeker) ve ayrıca enzimlerle
glikozun parçalanması sonucu oluşan
antiseptik bir madde olan hidrojen peroksit içermesine bağlıdır. Yüksek
oranda şeker içeren bal, yüksek oranda su içeren hastalık etmeni mikroorganizmanın
su kaybederek ölmesine ya da çoğalamamasına yol açarak antibakteriyel etkisini
gösterir.
7. Balın Hasadı
Arılar tarafından bitkilerin
çiçeklerinden toplanan nektar (bal özü), arının midesinde kimyasal değişime
uğrar ve daha sonra yiyecek olarak kullanılmak üzere petek gözlerine depolanır.
Bitki çeşidine bağlı olarak %20-80 oranında su içeren nektar, petek gözlerine
depolandıktan sonra su oranı %17-20
düzeyine indirilerek petek gözlerinin üzeri sırlanır. Mevcut petek gözlerinin
en az yarısı sırlanmış ise bal olgunlaşmış ve hasat zamanı gelmiş demektir.
Bal
hasadı, genellikle arıların daha sakin olduğu sabah saatlerinde yapılır. Kovana
duman verilip kovan açılır. Ballıktaki sırlı petekli çerçevelerin arıları alt
kata (kuluçkalığa) indirilir ya da silkelenir. Bu işlem esnasında hızlı fakat
telaşsız çalışılmalıdır. Ballı çerçeveler ağzı kapalı bal kasalarına alınıp
kapalı ortama taşınır. Bu esnada ballı çerçeveler, zedelenmemeli ve etrafa bal
bulaştırılmamalıdır.
8. Balın Süzümü
Bal süzme işlemi yapılmadan önce oda
sıcaklığı, süzme kolaylığı ve akıcılığın sağlanması açısından 25-30 oC
olmalıdır. Süzülecek çerçevelerin petekleri üzerindeki sırlar, sır bıçağı veya
sır tarağı ile alınır. Sırı alınan petekler elle veya elektrikle döndürülen
santrifüj (bal süzme) makinesine yerleştirilerek balları çıkartılır. Yurt
dışında sır alma ve bal süzme işlemi, çoğunlukla tamamen otomatik makinelerle
yapılmaktadır. Peteklerde kalan bal bulaşıklarının temizlenmesi için balı
süzülmüş petekler akşam üzeri kuluçkalığın üzerine verilerek arılarca
temizlenmesi sağlanır. Bu çerçevelerden temiz ve kullanılabilecek olanlar
saklanarak ilkbaharda tekrar kovanlara verilebilir.
9. Balı Süzülmüş Peteklerin Değerlendirilmesi
Balı
alınan peteklerin tekrar kullanılabilecek
durumda olanları tecritli petek odalarında muhafaza edilir. Petek güvesine
karşı, petekler askıya dizilerek içinde korlaşmış mangal kömürü bulunan
mangallarda veya elektrik ocaklarında toz kükürt yakılarak dumanlama yapılır.
Ancak bu uygulamada peteklerde bulunan güve yumurtaları ölmediğinden uygulama
2-3 haftalık aralıklarla bir kaç kez tekrarlanır. Gerektiğinde bu petekler
gelecek ilkbaharda tekrar kullanılabilir. Ancak bu tür peteklerin tekrar
kullanılması hastalıklar yönünden riskli olabilir. Bu yüzden bazı ülkelerde
peteklerin sadece bir yıl kullanılmasına müsaade edilir. Muhafaza yönteminde
naftalin kesinlikle kullanılmamalıdır. Petrol ürünü olan naftalin kanserojen
bir madde olup bal ve balmumundaki kalıntısı insan sağlığı için tehlikelidir.
Kullanılamayacak durumdaki petekler, eritilerek kalıp mum haline getirilir.
10. Balın Dinlendirilmesi
Bal süzme
makinesinde elde edilen bal, gittikçe incelen çok katlı elekten geçirilerek mum
kırıntıları ve diğer yabancı maddeler ayıklanır. Buna rağmen küçük parçacıklar
ve oluşan hava kabarcığı balın rengini bulandırır. Bunun için bal, dinlendirme
tankına alınır ve dinlendirilir. Küçük mum kırıntıları ve hava kabarcığı köpük
şeklinde üstte toplanır. Köpüklü kısım arılara yem olmak üzere ya da sirke ve
likör yapımı için ayrı bir yerde depolanır. Dinlendirme kabındaki bal
durulduğunda ve berraklaştığında ambalajlanabilir.
11. Balın Depolanması
Bal,
değişik yapı taşlarından oluştuğundan depolama sırasında bile yapısal olarak
sürekli değişikliğe uğrar. Bu değişmeler genellikle kristalleşme, renk
koyulaşması, asitlik derecesinin artması, balın içinde bulunan şeker
çeşitlerinde artma ve azalma olması şeklindedir. Bunun yanında balın depolanma
süresinin artması ve ısıtılması HMF (hidroksi metilfurfurol) değerini
yükseltir.
Balın
kristalleşmesi 5-7 oC'da, ekşimesi 10 oC'da başladığından
süzülen ballar eğer ısıtılmayacaksa 5 oC'nin altında tutulmalıdır.
Kristalize olmuş balın tekrar eski haline dönmesi için bal kabı sıcak su dolu
bir kap içerisinde bekletilerek balın çözülmesi sağlanır. Bal kabı hiçbir zaman
doğrudan ateş ile temas etmemelidir. Çözünen bal tekrar kristalize olabilir.
12. Bal Standardı
Bal, 22
Ekim 2000 tarihine kadar "TS 3036" sayılı bal standardı ile
tanımlanmaktaydı. Ancak, bundan böyle bu tarihte 24208 sayılı Resmi Gazetede
yayınlanarak yürürlülüğe giren Türk Gıda Kodeksi 2000/39 sayılı "Bal
Tebliği" hükümlerince tanımlanmaktadır. Bal Tebliği'nin 6. maddesinin
bazı hükümleri aşağıda verilmiştir. Buna göre;
·
Balın nem miktarı % 20'den, asitlik miktarı 40 meg/kg'dan fazla olamaz,
·
Balda diastaz sayısı 8'den az olamaz, ancak narenciye balı gibi
yapısında doğal olarak düşük miktarda enzim içeren ve doğal olarak HMF miktarı
15 mg/kg'dan fazla olmayan balda diastaz sayısı 3'den az olamaz,
·
Balda hidroksimetil furfurol (HMF) miktarı 40 mg/kg'dan fazla
olamaz,
·
Bala herhangi bir madde katılamaz ve yapısında bulunan herhangi
bir madde uzaklaştırılamaz,
·
Bal ticari glikoz, naftalin ve nişasta içeremez.
İlgili
tebliğde balın ambalajlanması, etiketlenmesi ve diğer konularında ayrıntılı
tanım ve açıklamalara yer verilmiştir. Bu nedenle balla ilgilenen herkesin Bal
Tebliği'ni bilmesi ve buna göre hareket etmesi zorunludur.
13. Bal Yarışmalarında Değerlendirme Kriterleri
Ülkemizde
son yıllarda arıcılık yönünden olumlu bir gelişme olarak, bal festival ve
yarışmaları düzenlemektedir. Bu festival ve yarışmalarda balların
değerlendirilmesinde değişik değerlendirme kriterleri kullanılabileceği gibi
ABD Batı Bölgesi Arıcılık Cemiyetince kullanılan ve ülkemizde de
kullanılabilecek değerlendirme ve puanlama şekli aşağıda verilmiştir. Verilen
puanlar, özelliğin alabileceği en yüksek
puanlardır.
|
Süzme Bal
|
Puan
|
|
1.Kesafet-Koyuluk Derecesi (su oranı %18.6'dan fazla
olanlar diskalifiye edilir.)
|
20
|
|
2. Kristallerden Arilik
|
10
|
|
3. Temizlik Derecesi Ve Köpükten Arilik
|
30
|
|
4. Bal Kabının Temizliği Ve Zarifliği
|
10
|
|
5. Tadı-Aroması-Lezzeti
|
30
|
|
Toplam
|
100
|
|
Petekli
Bal
|
Puan
|
|
1. Üniform Görünüş (tüm peteğin aynı
görünüşte olması)
|
20
|
|
2.
Sırsız Hücrelerin Yokluğu
|
10
|
|
3.
Üniform Renk
|
15
|
|
4.
Ezilmiş-Balı Sızmış Hücrelerin Yokluğu
|
10
|
|
5.
Çerçevenin veya Seksiyonun Temizliği
|
15
|
|
6.
Kristal ve Polenden Arilik
|
5
|
|
7.Çerçeve veya
Seksiyonların Benzer Ağırlıkta Olması
|
15
|
|
8.
Çerçeve veya Seksiyonların Toplam Ağırlığı
|
10
|
|
Toplam
|
100
|
14. Balın İnsan Sağlığı Açısından Önemi
Yüksek
enerjili ve karbonhidratlı bir madde olan bal, tadı, aroması ve diğer üstün
özellikleri nedeniyle insanlar tarafından daha çok bir besin ve enerji kaynağı
olarak tüketilmektedir. Bal, aynı zamanda tedavi edici olarak da örneğin çam
balı sindirim sistemi rahatsızlıklarında, okaliptüs balı ise solunum sistemi
rahatsızlıklarında kullanılabilmektedir.
Zengin
bir besin kaynağı olan bal, bebek ve çocukların beslenmesinde de önemli bir
yere sahiptir. Çabuk sindirilmesi, bünyesindeki serbest asitler dolayısıyla yağ
hazmını kolaylaştırması, anne ve inek sütündeki demir ve diğer eksikliklerin
gidermesi, iştah açması gibi özellikleri ve ayrıca sakinleştirici etkisi
balın önemini daha da arttırmaktadır. Koyu renkli balların kan
yapıcı özelliği, açık renkli ballara kıyasla daha fazladır.
Bal,
yalnızca bebek ve çocukların beslenmesinde değil büyüklerin beslenmesinde de
yararlıdır. Özellikle çabuk enerjiye dönüşen hazır bir gıda olması nedeniyle,
yüzme, dağcılık, atletizm, basketbol, futbol, bisiklet yarışı gibi sporlarla
meşgul olan kimselere güç vermek ve yorgunluklarını hafifletmek için
kullanılabilir.
Bal, bir
besin ve enerji kaynağı olması yanında çeşitli hamur işlerinde ve pastalarda da
kullanılmaktadır. Kattığı hoş tat ve aromasının yanı sıra, özellikle levüloz
şekerinin su tutma yeteneğinden dolayı, bu yiyeceklerin uzun süre bayatlamadan
taze kalmasını sağlar.
B- Balmumu
1. Balmumunun Yapısı
Balmumu,
2-3 haftalık genç işçi arıların son 4 çift karın halkalarındaki mum salgı
bezlerince salgılanan, karın halkaları arasından çıkarken hava ile teması
sonucu katılaşarak pulcuk haline geçen, salgılandığı anda beyaz renkte olan ve
daha sonra koyulaşan bir arı ürünüdür. Balmumu suda erimediği halde eter ve
kloroformda erir. Balda bulunan karbonhidratlardan sentezlenir. Arıların 1 kg
balmumu üretebilmeleri için 6-10 kg bal yemeleri gereklidir. Mum salgılayan
arılar önce bal yerler daha sonra 35 oC'da zincir şeklinde salkım
oluşturarak mum salgılarlar. Mum pulcuğu karın halkalarından ayaklarla çeneye
aktarılır. Çenede işlenen balmumu petek örme ve yapmada kullanılır.
Kimyasal
yapısında; alkali esterler (%72), serbest yağ asitleri (%14), hidrokarbonlar
(%11), serbest alkoller (%1) ve bilinmeyen maddeler (%2) bulunur.
Ergime
sıcaklığı 62-65 oC olup yoğunluğu 0.95'dir. Bu nedenle eritildiğinde
su üzerinde toplanır.
2. Balmumu Üretimi
Özellikle
Afrika, Orta ve Güney Amerika'da baldan daha önemli bir arı ürünüdür. Balmumu
üretimi geleneksel olarak petek kırıntılarının sıcak su içinde eritilip
karışımın süzülerek bir başka kaba aktarılması ve burada su üzerinde toplanan
balmumunun soğuduktan sonra oluşturduğu katı kütlenin elde edilmesi şeklinde
yapılır. Ayrıca, güneş enerjili mum eritme kapları da kullanılabilir.
Esmerleşmiş eski peteklerin eritilip balmumuna dönüştürülmesi hastalıkların
kontrolü açısından ihmal edilmemesi gereken bir işlemdir.
Geleneksel
yöntemlerle üretilmiş bal mumu kalıpları
3. Balmumunun Kullanılma Alanları
Balmumu,
çok değişik alanlarda kullanılmakla birlikte büyük oranda temel petek yapımında
ve kozmetik sanayiinde kullanılmaktadır. Bunun yanında, Katolik kiliselerinde
yakılan mumlarda en az %32 oranında balmumu bulunması gerektiğinden mum yapma
sanayiinde de ciddi miktarlarda kullanılır. Bunların dışında balmumu; ilaç
sanayiinde, parlatıcı, boya ve cila yapımında, kalıpçılık, dişçilik gibi
alanlarda ve su geçirmezliğin sağlanmasında kullanılmaktadır. Daha önceleri
balmumu ihtiyacı açısından kendine yeterli olan ülkemiz son yıllarda balmumu
ithal etmeye başlamıştır. Kaynağı belli olmayan balmumundan yapılmış temel
peteklerle Amerikan yavru çürüklüğü ve kireç hastalığı gibi arı hastalıklarının
gerek ülkeler arası gerekse ülke içinde geniş alanlara yayılabileceği
unutulmamalıdır. Bu bakımdan temel petek yapımında kullanılacak balmumunun
"Arıcılık Yönetmeliği"nin zorunlu bir hükmü olarak 110 oC'da
12 saat süreyle sterilize edilmesi gerekmektedir. Balmumu tüm kullanma alanları
açısından %100 saf olmalı, parafin, serezin, reçine ve iç yağı gibi yabancı
maddeler içermemelidir.
C- Arı Sütü
1. Arı Sütünün Yapısı
Arı sütü,
5-15 günlük genç işçi arıların baş kısımlarında bulunan salgı bezlerinden
salgıladıkları özel bir besindir. Görünümü kremsi-beyaz renktedir. Ana arı
olmaya aday larvanın bulunduğu hücrelerde bulunur. Arı sütü insan sağlığı ve
beslenmesi yönünden oldukça önemli maddeler içerir. Arı sütü; yaklaşık %66 su,
%14.5 karbonhidrat, %4.5 lipid, %13 dolayında aminoasit, B grubu vitaminlerinin
tümüne ek olarak A, D, C, E vitaminleri, önemli bazı mineral maddeler,
biyolojik aktif maddeler ve bir miktar da tespit edilemeyen maddeler içerir.
Bilim
adamları, normalde işçi arı olacak larvanın arı sütü ile beslenmesi sonucu ana
arıya dönüşmesini ve ana arının işçi arıya göre 40 kat daha uzun yaşamasını,
arı sütünün kimyasal yapı bakımından zenginliğine ve biyolojik aktif maddeler
içirmesine bağlamaktadırlar.
2. Arı Sütü Üretimi
Arı sütü
üretimi, ana arı üretiminde bahsedilen larva transferi yöntemi ile yapılır.
Transferden 2-3 gün sonra, hücre içinde bulunan larvalar atılıp geriye kalan
arı sütü ağaç kaşıkçıkla veya vakumlanarak renkli şişelere alınır. Bu işlem
güneş görmeyen kapalı ortamda yapılmalı ve elde edilen saf arı sütü 5 0C'ın
altında muhafaza edilmelidir. Nektar ve polen kaynaklarının iyi olduğu dönemde
güçlü kolonilerle yapılan üretimlerde bir hücreden ortalama 200 mg civarında
arı sütü alınabilir.
3. Arı Sütünün Tüketimi
Arı sütü,
balla birlikte tüketilebileceği gibi saf olarak sabahları aç karnına,
kahvaltıdan en az yarım saat önce ve dil altından emilmesi yoluyla
tüketilmesinin daha doğru ve daha faydalı olduğu bildirilmektedir. Yetişkinler
için alınacak günlük ortalama doz genel sağlık ve vücut direncinin korunması
için 500 mg, hastalık ve rahatsızlık hallerinde 1 g olarak önerilmektedir.
Çocuklarda ise yaşa ve doktor tavsiyesine göre, yetişkin dozun yarısı ile
dörtte biri arasındaki doz kullanılabilir.
4. Arı Sütünün Faydaları
Her ne
kadar yeterli sayıda klinik test ve deneylerle kesin olarak ispatlanmamış olsa
da tecrübe, yorum ve bazı gözlemler ışığında arı sütünün faydaları ve
kullanılma alanları aşağıdaki gibi sıralanabilir.
*
Organizmaya canlılık kazandırılmasında,
*
Bedensel ve zihinsel yorgunlukların giderilmesinde,
*
Yaşlılıktan oluşan damar sertliği ve bitkinlik hallerinde,
*
Çocukların dengeli beslenmesinde,
*
Çocukların diş ve kemiklerinin gelişmesinde,
* Hücre yenileyici
özelliği ile cilt bakımında,
*
Kadınların periyodik dönemlerinde bozulan kan dengesinin düzenlenmesinde,
* Saç
dökülmelerinin önlenmesi ve saçlara canlılık kazandırılmasında,
* Cinsel
faaliyetlerin desteklenmesinde,
* Genel
vücut direncinin artırılmasında,
* Kan
dolaşımının hızlandırılmasında.
Ayrıca
arı sütü; kansızlık, sarılık, yüksek ve düşük tansiyonun düzenlenmesi, erken
bunama ve kolesterolün düşürülmesi gibi hallerde de fayda sağlamaktadır.
D- Polen
1. Polenin Yapısı
Polen;
çiçekli bitkilerde çiçeklerin erkek organlarınca üretilip dişi organın
döllenmesini sağlayan basitçe çiçek tozu olarak da adlandırılan bitkilerin
erkek cinsiyet hücreleridir. Bal arıları, poleni büyük oranda yavru gıdası
olarak kullanırlar. Polen kıymetli bir protein, vitamin ve mineral madde
kaynağıdır.
Polende
18 çeşit amino asit, 10 farklı mineral madde, B grubu vitaminlerinin tümüne ek
olarak C, D, E vitaminleri, doğal hormon, enzim, koenzim, pigment, karbonhidrat
ve fermentler bulunmaktadır. Kaynağına göre değişiklik göstermekle birlikte
genel ortalama olarak polen; %35 karbonhidrat, %20 protein, %20 su, %5 lipid ve
%20 dolayında diğer maddeler içerir. Polen, bir canlının büyüyüp gelişebilmesi
için günlük alınması gereken aminoasitleri, vitaminleri ve mineral maddeleri
yeterli miktarlarda ve denge içinde bulunduran yegane doğal besin maddesidir.
Polenin
kimyasal yapısı, rengi, tadı, kokusu ve şekli bitki türüne göre değişmektedir.
Çoğunlukla sarı renkli olup siyah, mor, pembe renkli polenlere de rastlamak
mümkündür. Ayrıca balın kaynağı, balda bulunan polenlerin analizi ile
belirlenmektedir.
2. Polenin Üretimi
Polen,
polen tuzakları kullanılarak toplanmaktadır. Kovan girişine değişik şekillerde
monte edilebilen tuzaklardan geçen arının taşıdığı polen tuzak haznesinde
birikir. Haznede biriken polen, 1-2 gün aralıklarla boşaltılıp 42 oC'ı
geçmeyen sıcaklıkta kurutma dolaplarında kurutulup su oranı %7-8 oranına
düşürülür. Daha sonra eleklerden geçirilip temizlenen polen hava almayacak
şekilde ambalajlanıp 6 aylığa kadar olan depolama için oda sıcaklığında daha
uzun süreli depolamalar için soğuk ortamda saklanır. Uzun süreli saklanacak
kurutulmuş ve temizlenmiş polen CO2 gazı ile fümige edilebilir.
Yapılan
denemeler polen toplamanın, koloninin gelişmesi ve bunun sonucu olarak da bal
üretimi üzerinde önemli olumsuz etkide bulunmadığını göstermiştir. Polen
toplanması durumunda, arıların daha çok polen toplama seferine çıkarak ve polen
tuzağına rağmen küçük polen kümelerini koloniye geçirerek ihtiyaçları olan
poleni depoladıkları tespit edilmiştir. Bal üretimi yanında, gerektiğinde
koloni beslemesinde kullanmak veya ticari amaçla polen toplamanın daha kazançlı
arıcılığa vesile olduğu kesindir. Polen, teknik olarak kurutma dolaplarında
kurutulması yanında basit olarak havadar
ve doğrudan güneş ışığı almayan gölge bir yerde kurutulabilir.
3. Polenin Tüketimi
Polen,
daha önce de bahsedildiği üzere canlının gelişmesi ve büyümesi için günlük
alınması gereken tüm gerekli maddeleri uygun denge içinde bulunduran yegane
doğal besindir. Bu bakımdan insan sağlığı ve beslenmesinde ve genel vücut
direncinin korunmasında büyük öneme sahiptir. Polen, sabahları aç karnına,
kahvaltıdan en az yarım saat önce ya da akşam yemeğinden en az 4 saat sonra
tercihen yatmadan önce sade olarak veya ılık süt ve meyve suları içinde
alınmalıdır. Günlük alınması gereken doz duruma göre, yetişkinlerde 15-40 g,
6-12 yaş grubu çocuklarda 10-15 g, 3-5 yaş grubu çocuklarda ise 5-15 g'dır. Bir
yemek kaşığı kuru polen yaklaşık 10 g'dır.
4. Polenin Faydaları
Genel
sağlığın korunması ve vücut direncinin artırılması yanında dengeli beslenme
amacıyla da tüketilen polen aşağıdaki hallerde de fayda sağlamaktadır. Ancak
nadiren de görülse polen bazı kişilerde alerjik reaksiyona neden olabilir. Bu
durumda polenin kullanılmaması gerekir. Polen;
*
Zihinsel ve bedensel yorgunluklarının giderilmesinde,
*
Çocukların sağlıklı gelişmesi ve beslenmesinde,
*
Düşünme, araştırma ve çalışma gücünün artırılmasında,
*
Sporcuların ve yarış hayvanlarının performanslarının artırılmasında,
*
Kansızlığın giderilmesinde,
*
Karaciğer, prostat ve kanser hastalıklarında faydalıdır.
E- Propolis
1. Propolisin yapısı
Propolis;
arılar tarafından bitkilerden toplanan, yapışkan ve 15 oC'da sert ve
kırılgan, 30 oC'da yumuşak ve bükülebilir, kaynağına göre siyahtan
sarıya kadar değişebilen renkte bir maddedir. Ham propolisin yapısında,
kaynağına göre oldukça değişmekle birlikte; %50-55 reçine ve balsam, %20-35
bitki kaynaklı mumlar, %10-15 eterik ve esansiyel yağlar, %2-5 polen, az
miktarda organik ve inorganik bileşikler bulunur. Başka bir bildirişe göre
propoliste %46 balsam, %27 bitkisel kökenli mum ve %15 flavon ve flavonoidler
bulunmaktadır. Flavon ve flavonoidler propolise antifungal, antiviral ve
antibakteriyel özellikler kazandıran maddelerdir.
Arılar
propolisi; kavak, meşe, kayın, okaliptüs, akasya ve kozalaklı ağaçlar başta
olmak üzere değişik ağaç ve çalılardan toplarlar. Arının arka bacağında
taşıdığı propolis kovanda ancak diğer arıların yardımıyla boşaltılıp gerekli
yerlerde kullanılır.
2. Propolisin Kovandan Toplanması
Arılar
propolisi kovanda dip tahtası, çerçeve kenarları ve giriş deliği arkasında
biriktirirler. Buralarda biriktirilen propolis kazınarak toplanabilir. Bu
şekilde elde edilen kazıma propolis temiz olmayabilir ve değişik kalıntılar
içerebilir. Bu nedenle propolisin teknik olarak toplanmasında, çerçevelerin
üstüne yerleştirilen ana arı ızgarasına benzer plastik plakalar veya kovanın ön
ve arka gövde tahtalarında açılacak aralıklar kullanılır. Propolisin toplama
plakasında biriktirilmesinden sonra plaka bir müddet soğuk ortamda tutulduğunda
propolis el yardımıyla kolaylıkla plakadan hasat edilir ve ambalajlanır. Hasat
edilen ham propolisten laboratuvarda "Yumuşak Propolis Ekstraktı" üretilir.
3. Propolisin Kullanılma Alanları
Propolis
kovanlarda arılar tarafından; kovandaki çatlak ve patlakların kapatılmasında,
çerçevelerin gerek kovan duvarlarına gerekse birbirlerine yapıştırılmasında,
koloniye giren ve koloni dışına atılamayan zararlıların mumyalanıp kokuşmasının
önlenmesinde, petek hücrelerinin cilalanıp parlatılmasında ve kovanın steril
hale getirilmesinde kullanılır.
Propolis
tıpta da ilaç ham maddesi olarak kullanılmakta olup eski Doğu Bloğu ülkelerinde
ilaç kodeksine girmiştir. Çok kuvvetli antibakteriyel, antifungal, antiviral ve
anastezik etkiye sahip olduğundan Apiterapide yaygın olarak kullanılma alanı
bulmuştur. Başta Japonya olmak üzere bazı ülkelerde tonlarca propolis pastil,
tablet, krem,ve solüsyon gibi değişik şekillerde hastalıkların tedavisi ve
genel vücut direncinin korunması ve artırılması amacıyla tüketilmektedir.
F- Arı Zehiri
1. Arı Zehirinin Yapısı
Arı
zehiri, işçi arılarda zehir bezlerince üretilip zehir torbasında depolanır.
Hücreden yeni çıkmış arıların zehir üretme yetenekleri çok az olup 12 günlük
olduklarında en yüksek üretim kapasitesine ulaşırlar ve 20 günlük olduklarında
zehir üretme yeteneklerini kaybederler. Ancak kışlayan arılarda bu yetenek yok
olmaz. Bir işçi arı, ömrü boyunca 0.3 mg dolayında zehir üretir. Sokma
sırasında iğnesini sokulan canlı üzerinde bırakan arı, daha sonra ölür. Bir
anlamda, işçi arı kendisini ve kolonisini korumak için ölümü göze alır.
Arı
zehiri kimyasal olarak oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Farmakolojik
açıdan önemli aktif maddeler içerir. Bunlardan en önemlisi kimyasal yapının
yaklaşık %50'sini oluşturan polipeptit yapıdaki mellitin'dir. Arı zehirinde
bulunan diğer önemli polipeptit ise apamin'dir. Bunun yanında enzim yapısında
olan fosfalipazlar arı zehirinde %12 dolayında bulunur.
2. Arı Zehiri Üretimi
Arı
zehiri toplanmasında, değişik yöntemler bulunmasına karşın, daha çok 5-10 mm
aralıklarla paralel dizilen tellerin altına yerleştirilen cam levhalı
düzenek kullanılmaktadır. Kovan uçuş
tahtası veya kovan dip tahtası üzerine konan bu düzeneğe 12 voltluk akım
verildiğinde tellere temas eden arı hafif elektrik şokuyla karşılaşmakta ve
zehirini cam levha üzerine bırakmaktadır. İğne cama batmayacağından arı da
ölmemektedir. Sıvı olan arı zehiri, cam levha üzerine bırakılır bırakılmaz
kristal hale geçer ve daha sonra jiletle kazınarak toplanır. Arı zehiri
toplanması sırasında arılar yüksek derecede rahatsız edileceğinden çevredeki
canlılar yönünden güvenlik tedbirleri alınmalı, uygulama 1 kovan için en fazla
5-10 dakika sürmelidir. Uygulama 10 kovana tatbik edildiğinde 1-2 g kristal
zehir toplamak mümkündür.
3. Arı Zehirinin Kullanılma Alanları
Arı
zehirinin kullanılma alanları ve ticaret hacmi diğer arı ürünlerine göre daha
sınırlıdır. Arı zehiri arılarca koloninin düşmana karşı savunulmasında, ve
ayrıca apiterapide arı zehirine karşı bağışıklık sisteminin geliştirilmesinde
ve romatizmal hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Arı zehiri,
Amerika'da eczanelerde tablet olarak satılmakta ve ilgi görmektedir.







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder